Bir kitaptan alıntı

Wittgenstein, “Devrimler iki türlüdür. Bir, herşeyi olduğu gibi bırakanlar; bir de, durumu iyice kötüleştirenler,” dedi ve “Sizinki hangi türe giriyor?” diye sordu. “Umarım, başarılı bir tür olur. Sizin ortaya çıkmanızı sağlayan gibi demek istiyorum.” Wittgenstein anlamayan gözlerle boş boş bakıyordu. “Yani, burjuva devrimi gibi.” “Siz ona mı başarılı diyorsunuz?” “Elbette. O kadar başarılı ki hepimiz neredeyse böyle bir şey olduğunu bile unuttuk.” “Bu ülkede devrim yapmanın gerçekçi bir hedef olduğuna inanıyor musunuz?” “Ben bir devrimciyim, çünkü gerçekçiyim. Parlamenter demokrasinin ya da bir-iki çuval daha fazla buğdayın dünyaya adalet getireceği fantezisini asla yutmadım. Bu ülkede yaygın olan şey sükûnet değil, kriz.” Wittgenstein, “Devrimci liderler krizden dem vururlarken, sıradan insanlar için herşey aynen sürüp gidiyor,” dedi. Connolly, “Kriz de, herşeyin aynen sürüp gitmesi demektir zaten,” karşılığnı verdi. Wittgenstein, “Boş laf,” dedi, “insanlar hayatlarının o basit apaçıklığı içinde yaşarlar. Onları teyakkuz durumuna sokanlar sizin gibi filozoflardır.” “İşte, devrim, şimdiki bu karışıklığa bir istikrar getirmek istiyor. Devrimin metaforu, lokomotifin yoldan çıkması değil, imdat frenine basmasıdır. „ Bahtin, aniden ağzını şaklattı, “Gerçek bir Bolşevik gibi konuşuyorsun, dostum. Tıpkı karşı çıktığın gericiler gibi sen de istikrar peşindesin,” dedi ve hoşnutsuzluğunu belli eden bir sesle koltuğundan kalkıp, başparmaklarını torba gibi olmuş kareli pantolonunun cebine sokarak, Con-nolly’nin tepesine dikildi. “Korkarım, istikrar aşırı abartılan bir erdem. Beni asıl ilgilendiren şey, sizin ve arkadaşlarınızın Dublin’de oynadığınız bu küçük oyunun niteliği. Kazanamayacağınızı bildiğiniz halde ayaklanıyorsunuz. Başarı umudunuz olmadığı halde savaşıyorsunuz. İstim üzerindesiniz, ama kaçmıyorsunuz. Bu bana çarpıcı geliyor. Büyüleyici bir tutarsızlığı var. Bir tür tiyatro bu, bir pandomim. Ölümün kaçınılmaz olduğunu bilmek, ama gene de dansa devam etmek, gene de başkaldırmak, gene de dilenciye ekmek vermek. İşte bu, olabilecek en saf özgürlüktür. Ayaklanmanız önünde saygıyla eğiliyorum.” Wittgenstein, “Ciddi ol Nikolay,” diye mırıldandı. Connolly sakin bir sesle, “Hayır. Söyledikleri bana hiç de gayrı ciddi gelmiyor,” dedi. ‘Tersine, sözlerinde gerçek payı çok. Ancak gene de bizi yanlış anlamışsın. Biz sırf başkaldırmış olmak için başkaldırmadık. Böyle bir şey -benim komutan olarak adamlarımı amaçsızca İngiliz kurşunlarının önüne sürmem- tabii ki ahlakdışı bir macera olur. Benim işim mezbahaya kuzu göndermek değil, zaten eylemimizi bu yüzden durdurduk. Amaçlarımıza ulaşmak istiyorsak kurban vermemiz zorunlu, oysa bu kutlanası bir şey değil, bir trajedi. Bu bizim seçimimiz değildi.” Bahtin, parmaklarıyla sakalını okşayarak, “Eyleminizin bütün görkemi, amaçlardan söz açmaya başlar başlamaz buhar olup uçuyor, sayın bayım,” diye mırıldandı. “İsyanınızın asıl öneminin yenilgide yattığını biraz önce kendiniz söylediniz. Ne zaman ki sözü bir şeyleri başarmaya getiriyorsunuz, o zaman tam da karşı çıktığınız retoriğin esiri oluyorsunuz. Trajediden dem vurmanız bu yüzden. Trajedi konusunu unutun, sevgili dostum; zenginlerin, bizi olduğumuz yerde tutmak için kurdukları bir komplo bu. Bana öyle geliyor ki, çok görkemli bir komedide rol alan insanlarsınız siz.” Molloy, gözcülük yaptığı yerden sertçe lafa girdi: “O’Connell Sokağı’ndaki cesetleri görseydin böyle konuşmazdın.” Bahtin sesini yumuşatarak, “Siz Hristiyanlar bir cesete tapınmıyor muydunuz?” dedi. Connolly kuru bir sesle karşılık verdi: “Senin teolojin biraz çarpık. Hıristiyan inancının merkezinde gerçekten de ölü bir beden vardır, ancak öyle bir ölü bedendir ki bu, yenilgisiyle yeniden dirilişi müjdeler. Bu anlamda komedi konusunda haklısın, yalnızca komediyi yanlış yere koyuyorsun. Komedi, yolun sonunda ortaya çıkan bir şeydir.” Terry Eagleton, Azizler ve Alimler… Üç görüşe de katılıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kürt Pac-Man İlerliyor Baas kuduryor

Tartışma mı düşmanına benzeşmek mi