Tartışma mı düşmanına benzeşmek mi
Terry Eaglaton’nun “Azizler ve Alimler” romanını okuyanlarınız hatırlar mı bilmem, ben ilk denk geldiğimde bir şema vardı, İRA komutanı James Connolly kurgu gereği o malum Paskalya ayaklanmasından yaralı kurtulup bir profesörün evine bir subayı ile sığınırlar. Evde filozof Wittgenstein ve Rus eleştirmen Nikolay Bahtin vardır. Bunlar Connolly ilk karşılaşmalarında ayaklanmadan habersizdirler. Dublin’deki ateş ya Galway’a henüz ulaşmamıştır ya da eserin yazarı, ileride bu ateşli İrlandalı devrimci Marksiste, tartışmalarda avantaj sağlamak için Wittgenstein ve Bahtin’i bir miktar “felsefeye merak sarmış, entelektüel, fok balığı kıvamında şişman, duyarsız, güncelden habersiz “ karakter olarak kurgulamıştır. İkinci ihtimale hak verdim ben. Yoksa yazarın zayıf yönü düye aklımdan geçirmiştim. Konu şu; Connolly yaralı olunca diğer ikisi şaşkın ve ilk akıllarına gelen banka soyguncusu olma ihtimali... Gerçi sonradan tarihe geçecek bu ateşli devrimcinin huzurunda bulundukları için kendilerini bir miktar şanslı sayıyorlar. Yine ilk siyasi polemiklerinde silahlı ayaklanma ile İngilizleri topraklarından atacağına inanan bir adamı biraz küçümsüyorlar, hayli küçümsüyorlar.Wittgenstein’e göre “yüzyıllardır İrlanda topraklarına kök salan bir işgal üç beş günlük ayaklanmayla sökülüp atılamaz” sonrası uzun uzun, eğlenceli tartışmalar, entelektüel yorumlar, her biri diğerinden güçlü analiz... Birbirilerine domuz, fok, sıçan, fare, bok torbası” diye de arada giydiriyorlar. Ama bu küfürlerin hiçbiri tartışmanın değerini düşürmüyor. Modern hayatın krizleri diye algıladım ben. O zamanlar Twitter olsaydı nasıl kapışırlardı bilemem ama sanırım, işin küfür, aşağılama içeren benzetmeler, küçümseme imalı sözler günümüz Twitter kullanıcılarının bazılarına miras kaldı, tartışmanın içeriği eriyip gitti, buhar oldu gözkyüzüne çekildi. Oluşturdukları “devrimci güçbirliği” karşısında konumu hdp’nin devlet imkanları karşısındaki konumu kadar küçük olan SMF ve adayını, sahip oldukları gazetelerde ve diğer platformlarda hiçbir fikir geliştirmeden linç etme, sonra boğazlama derdine düştüler. Bu, o kadar etkili olmuş ki Basel’de derneklere gelip bilet satan 20-25 yaşındaki gençler bile ezberletilmiş “devletin kuklası Fatih” argümanıyla konuşmalara başlar oldular. Kafayı kırmışlık, kör körüne linç, düşmanına benzeşerek rakiplerini harcama gibi negatif niteliklerle piyasa yapıyorlar, kimisi 22-23 yaşlarında romanlardan fırlamış, dünya, hayat, sanat, Teoloji, fizik, simya falan yutmuş Huzur’daki Mümtaz karakteri gibi ukala ve karikatür, kimisi bir yıl önce ortağı olduğu esnafı bir uçurumun başına götürüp tekmeleyecek kadar kötücül...
Sonunda tartışmıyorlar da güya kelle sayısına bağlı olarak kendilerini güçlü hissediyorlar, bundan dolayı haklı olduğuna inanıyorlar. Oysa sahiplendikleri gelenek günahlarına rağmen tarihten, ulustan aldığı hakla güçlenen bir hareket. Evet, Twitter ağır abileri, gazete trolleri, çok bilmiş roman karakterleri, siyaset yapma hakkına en ufak bir saygınız olmayan smf Dersim adayı bir banka soyguncusu değil, bir siyasal figür. İngilizlerden yaralı kaçmadı ama siz de yaralamak zorunda değilsiniz, edebinizle yarışmayı öğrenin. İlk defa seçim kazanmayacaksınız yârda kaybetmeyeceksiniz. Kendi propagandalarınızı yapın, başkasının kapısını, sokağını gözetlemeyi bırakın.
Almanca deyim: Eine Rolle spielen, bir rolü olmak, önemi olmak. Türkçeyle benzer mantıkla kurulmuş.
Yorumlar
Yorum Gönder