Kerkük’te takviye zabıtalar yenildi
Türk hükümeti ile PKK arasında gelişen barış sürecinden en çok rahatsız olan çevrelerin başından biri de KDP holiganları idi. KDP’nin kurumsal olarak bu süreçten rahatsızlığının düzeyi nedir, bilmiyorum ama birçok taraftarı PKK’yi Kürt milliyetçisi olmamakla falan suçluyordu. O tartışmaların yaşandığı döneme dair kendimce “ 3-5 yılda büyük savaşlar ve yıkımlarla kazanılacak Kürdistan’dansa otuz kırk yılda barışçıl yollarla kazanılacak Özgür Kürdistan’ı tercih etmek lazım” fikrindeydim. Kendimi de milliyetçi Kürt olarak tanımlıyordum. Olup bitenler biliniyor, Türk hükümeti, PKK’nin artarak devam eden siyasal etkisinden rahatsız olmuş, Rojava’da gelişen federatif çözümcü yaklaşımı kırmızı çizgisi haline getirmişti. Bu, TC’nin komşularını istikrarsızlaştırma yoluyla yayılmacı dış askeri stratejisinin bir sonucuydu. Bu stratejinin en önemli ayaklarından biri de KDP ve onun paravan kuruluşlarıydı. Öyle ki ENKS denen Suriye Kürt örgütünün yönetim kadrolarının belirlenmesinde bile TC tarafı doğrudan müdahil olabiliyordu. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de ise Sertaç Bucak, Mehmet Emin Kardaş ve benzeri KDP tandanslı tiplerle balon bir Kürtlük geliştirip AKP’nin bölgesel yayılmacılığını sağlamlaştırmak istiyordu, hatta Barzani’yi belediye seçimleri için ikide bir Türkiye’ye çağırtıp PKK’nin artan siyasi askeri mevzilerinden bir taş sökmek istiyordu. Bunu siyaset yoluyla başaramadı zira KDP çok ham kalıyordu ve Türk tarafının tarihsel kötülüğü her daim Kürtlerce biliniyordu. Türk seçimleri KDP’ye rağmen Kürdistan’da kaybediyordu. Öcalan’nın “Türk ulus devletinin merkezi baskı aygıtları eritilirse, zayıflatılırsa Türklerle bir arada yaşamanın yolunu açabiliriz” prensibi üzerine şekillenmek istenen barışçıl yol hikayesi de böylece TC tarafından akamete uğratılıyordu. Burada ulus devletlerin kötülüğü tezine değinmişken şunu belirtmekte fayda var: bu tezin temel koşulu merkezi Türk, Arap, Fars devletlerinin zorba, asimilasyoncu özelliklerinin törpülenmesi karşılığında Kürt ulus devlet hedefinden vazgeçilebileceğiydi. Bu koşulu yok sayan üç kesim vardı, koşulsuz teslimiyet isteyen AKP hükümeti, HDP içinde yüzeysellikte rakipsiz kimi değerli kadrolar ve Kürt milliyetçiliği tasfiye ediliyor diye sırf kara propaganda için çalışan KDP holiganizmi. Geldiğimiz aşamada Öcalan’nın haklılığı da tescillenmiş oldu. Epey uzun girizgah oldu. Ama Irak ordusu ve onun resmî çetelerinin Güney Kürdistan saldırısı sonrası kısa bir son beş altı yıl hatırlatması oldu en azından. Güney’de İŞİD’e karşı büyük bedellerle kazanılan mevziler ve alanlar bir gecede adeta Irak’a altın tepside sunuldu. Hiç propagandaya kaçmadan, kestirmeden şunu açıkça belirtmekte fayda var:
- Güney Kürdistan’da aynı zamanda Türk hükümeti güdümünde; sol sosyalist PKK’nin dalga alanını sınırlamayı amaç edinmiş işbirlikçi balon Kürt milliyetçiliği tüm falsolarıyla yenildi, Kerkük süreci bunun teyit edilmesi oldu.
- Devletleşme hem ahlaken hem siyasal olarak bir ulusun en temel hakkıdır ilkesine rağmen devlet olgusu sınıf ve iktidar olayından yoksun değildir, tezi de net biçimde görüldü. Yahudileri Almanlara teslim etme şartıyla Fransız Wichy hükümetinin varlığını anımsayalım. PKK ve PYD’yi Türk devletine teslim etmesi karşılığında geliştirilmek istenen Türk odaklı kontrollü Kürt milliyetçiliğinin bir çıkmaz olduğu da anlaşılmış oldu. Yoksa doğal siyasal hareketin tarihsel akışına ters: sömürgeci bir güç kendi sömürgesinde milliyetçi akımlara göz yumsun. Birkaç yalan, hile ve kültürel artıklar üzerinden geliştirilmek istenen Kürt milliyetçiliğinin bu olamayacağı da görüşmüş oldu. Zira modern milliyetçiliğin temelinde siyasi talepler önceliklidir: temel kültürel hakların anayasal güvenceye kavuşturulması, siyasi hakların vazgeçilmezliği vs vs vs
Sonuç olarak Güney Kürdistan’da Abadi gibi zayıf, çelimsiz bir siyasi tipin kişilik kazanması ve haşdi şabi denen işid’İ̇n şii versiyonu çetelerin askeri karizma kazanması dışında bu yenilgiden modern Kürt milliyetçiliğinin Türklerin gündemiyle iç içe olan barzanicilik denen ucube balona da galip geleceğinin dersleri de çıkarılabilir. Yeter ki üç beş kuruşla beslenen Osmanlı Türk tuğralı çapulcu kof Kürt ilkel millliyetçilerinden kurtulalım. Onlar Rudaw’da Kerkük’e zabıta ekiplerini ve asayişi sanal takviye olarak gönderen yalancılar, onlar Türk hükümeti bağımsız Kürdistan’ı korumak için uçaklarıyla Erbil semalarında diye fantastik hikaye üreten göt köşeciler. Onlar sosyal mecralarda Türklerin büyük paralarla pkk karşıtı ekipler oluşturmasına aldırmadan pkk karşıtı kara propogandayı gönüllü yapan, hatta internet kotasından üstüne para vererek yapan aç kurtlar… Galip gelecek olan ise Türkleri Arapları taklit etmeksizin gelişecek siyasal Kürt aklı olacaktır. Buna modern Kürt mİlliyetçiliği ya da demokratik yönelim denebilir.
Yorumlar
Yorum Gönder