Ver Allahım ver biraz daha önyargı ver
Geçen Ağustos ayından beri sürekli geziler yapıyorum. Kah İsviçre’nin güneyine, kah orta kantonlarına kah kuzeyde bana yakın bölgelerine. Birçok insanla tanışma, tartışma, sohbet etme imkanım oldu. Övünmek gibi olmasın ama genelde bu iletişim hallerinde Almancam akıcı oluyor, belki bozuk ama akıcı. Anlaşabiliyorum. Bu gezilerimin öğretici bir yanı da var bu açıdan. Birçok yönüyle bu gezileri anlatabilirim, hatta bir roman bile kurguluyorum, seyahat etme hakkını merkeze alacak bir kurgu düşünüyorum. Bu yazının konusu bu değil elbette. Biraz negatif bir yönüyle ilgili konu. Önyargılar... Olayı klasik açıdan da dramatize etmeyeceğim, “İsviçrelilerin kırsalda yaşayanları bir miktar milliyetçi, bir sürü önyargıları var” dersem çok kolay ulaştığım bir genelleme olacak. Oysa İsviçre’ye ayak basar basmaz çeşitli milliyetlerden birçok insanda sezdim, güçlü sezdim. Mesela Ortadoğulu birine işiniz düşerse, herhangi bir konuda bir yardıma ihtiyacınız olursa ya da sadece sıkıldınız bir sohbete muhtaç hale geldiniz, birileriyle görüşme imkanı da buldunuz hemen hissettirecek oluyorlar, Ortadoğulu da Avrupalı da . Bazen yüze yayılmış her ayrıntısında bir miktar yapaylık gizli bir gülüşle... Sanki ağız dolusu kahkaha ile gülse sanki birazcık içli gülse sanki yüzündeki çizgiler güldüğünde smileylerdeki tatlı tatlı görünse ben bu gülüşten cesaret alıp üstüne ne kadar mal mülk kaydı varsa üzerime geçireceğim gibi bir korkusu var, öyle bir endişeyle size gülüyor. Bu katlanılması güç şeyin adı da bir tür dırdırcılığın, mızmızlığın, fısıldamcalığın sonucu...
Bir de farkında olmadan çok keskin bir genelleme ile yeryüzündeki tüm kötülükleri size mal edecek kadar durumu abartanlar var. Genellemeyi şöyle örnekleyeyim: “ Eğer tramvay durağının sağında beklersen yarın, o bir gün oturduğum sokağa girip kaldırım taşlarını sökersin, sarhoş olup evimizin pencerelerini dökersin.” Her an suç işleme, kusurlu olma, hata yapma potansiyeli ile devasa bir kötüsünüz. Biraz daha ilerisi kişinin kendine has bir dünyası oluyor, ahlakıyla, ideolojisiyle, siyasasıyla, beklentileriyle, beklentisizliğiyle, yaşadığı toplumla, olmak istediği toplumla ilişkili bir yığın kesin, genel geçer ilkesi, prensibi, doğrusu, yanlışı, kuralı var ve bunların tanrısal olduğuna inanıyor. En zorlu olanları bu tipler. Fransız bir hemşireyi kriz geçirdiğim günlerde bozmuştum. Tüm kötülüklerin kaynağının Ortadoğu ve müslüman kaynaklı olduğunu iddia etmişti, “sadece 1. Dünya savaşında milyonlarca genç çocuğu biraz zengin bir yaşam uğruna öldürtenler bizim atalarımız değildi” demiştim. İsviçre köylerinde doğrusu bu kadar sert önyargısı olana denk gelmedim, daha güncel korkuları, endişeleri, sanrıları var. Genelde islamcı kimliğin potansiyel tehlike taşıdığına inanırlar, gerçi çoğu köyde ailem Hristiyan gibi bir mezhepten falan diyip işi kurtarıyordum. Bunlar da önyargı demiyordum. Güncel kaygılar diyorum. Önyargı daha derin bir şey, daha sanrılarla ilişkili bir çıkmaz. Genelledikleri bazı durumlar var, bunları kodlamışlar, hazır kalıplar var kafalarında, duruma göre devreye giriyor. Sizi Ortadoğu’dayken, ülkenizde iken uzak bir şehirdeyken severler. aynı şehirde yaşıyorsanız şehrin diğer ucundayken, yakın mahallelerde iseniz sizinki getto olmalı, onunki Gül bahçesi; ancak böyle mahallenizi severler. Her gün geçtiği sokakta siz görünmemelisiniz, her gün binme ihtimali olan tramdan, baştan kaçmalısınız. Yoksa siz onun için potansiyel katil, hırsız, soyuncu, üçkağıtçı, sapık oluyorsunuz. Bunların da zeki oldupğunu sananları endişeli mazeret belirtme bla blaları. İtalyan biriyle bu yüzden sert tartışmıştım, Türkiye’de üniversite okumuş, Türkçe de öğrenmiş, sanırım İstanbul’da ne kadar bu tip davranış varsa hepsini kapmış. Sonra arkadaşlık hevesim düştü, üç ayda dünyanın sen sıradan varlığı haline geldi. Siyasal önyargıları saymıyorum bile. Onlara sayfalar yetmez, günler az kalır anlatmaya.
Sonra şunu düşünmeye başlıyorum, Tanrım bu sanrılarla, bu kaygılarla, bu korkularla dolu insanoğlu senin çirkin tarafın, oysa mucizevi dünya yaratmışsın, ne olurdu az da mütevazı olaydın!!!
Günün Almanca deyimi
İns Gras beissen: çimenleri dişlemek, ısırmak düz anlamıyla. Ama Türkçede nalları dikmek ile aynı anlamda . Ölmek yani.
Almanlar sanki olayı biraz daha işveli hale getirmişler. Türkçede konuya dair başka deyim var mı bilmiyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder