Kayıtlar

Goodfellas Filminden Siyasi çıkarımlar

Goodfellas ( Nicholas Pileggi’nin Wiseguy adlı kitabından uyarlama, kitabı okumadım) Hikaye anlatıcısı Henry Will (Ray Liotta) bir çete grubuna çocuk yaştan itibaren ilgi duyar, depolardan sigara çalmakla ün salmış Jimmy Conway çetesinin içinde yıldızı gün geçtikçe yükselmektedir. Bir sigara hırsızlığı esnasında Henry polis tarafından enselenir, sorguda ve mahkemede dostlarını ele vermediği için Conway ile aralarında şöyle bir diyalog geçer: - Al bakalım, milli o ldun. ( Sanırım 100 dolar iliştiriyor cebine ) - Niye ki, enselendim. - Herkes enselenir ama sen doğru olanı yaptın. - ( Henry bu enselenme olayında büyüklerini, kendisine okul yaşlarında ufak paralar kazandıran büyüklerini ele vermemiş, hikayenin sonunda tüm dostlarını satmasına şimdilik değinmiyorum. ) İlerleyen sahnelerde Henry büyümüştür, ağır da olsa mafya eko-siyasetinin bir parçasıdır. - Ne zaman paraya ihtiyacımız olsa havaalanını soyuyorduk, Citibank’tan çok kazandırıyordu. (İlerleyen bölümlerde ) - Bize göre...

Çirkeflikte Limit Yok

Nihayet sonuçlandı seçimler. Türkiye ve Kürdistan geneli için çok sayıda değerlendirme yapılmıştır. Muş ve birkaç ilçede HDP’nin ilçe seçim kurullarına yaptığı itirazlar var. Muhtemelen reddedilecek zira AKP’nin Kürdistan’da siyasal tercihlere değil, dayatmalara ve devletin gücüne güvendiği çok açık. Sonuçları birbirine yakın olan seçim çevrelerinde AKP lehine ilan etmek... Zira AKP için demokratik hakların kullanılması istikrarlı bir seçenekler sistemini geliştirmek amaçlı değil, hem dinci hem de yayılmacı hayallerini gerçekleştirmenin kitle desteğini görmesinden ibaret. Bunun dışında toplumla yaşadığı her şey teknik açıdan “idare” olarak adlandırılır. Gelgelelim Kürt çevrelerine. TC devleti ve onun iktidar partisi tarafından seçimler ortamında gördükleri tüm baskı ve kötü niyetli yaklaşımların hepsini Dersim’de SMF ve TKP ittifakına karşı yaptılar, bundan sıradan taraftarları bile gocunmadı. Mesela Erdoğan’ın o neden aday oldu, bu neden aday yapıldı şeklinde parmak sallayarak HDP’yi...

Twitterda ve edebiyatta alımlama estetiği

Ne oldu bana bilmiyorum, ama yıllardır bıraktığım okuma ve yazma yetilerimi sanırım yeniden kazanıyorum. Dağ, bayır, vadi, çayır, çimen yürüyüşlerinin bir etkisi var mı, var. Zira insanda estetik haz uyandırıyor. Meraklandırıyor. Mesela bir köye uğruyorum, oradan geçerken bugüne kadar gördüklerimden farklı ev modelleriyle karşılaşıyorum, akşam dönüşte gelip internetten ulaşabileceğim kadar bilgiyi tarıyorum. Fakat mimari, çevre düzenlemesi, bahçe türü için sahip olduğum bilgi, birikim, alımlama tarihim, yorumlama yetim elbette çok çok yetersiz kalıyor. Roman, hikaye, şiir değil ki okur rolüyle binbir anlam vereyim! Gezdiğim bölgelerde çok sayıda “harabe” var. Almanca Ruini dedikleri, daha çok eski burçlar, gözetleme kuleleri, hanlar vs.yakın tarihte öZgün hallerine yakın restore edilmişler. O harabelerin künyesini anlatan tabelalar sayesinde yeniden roman, düşünce yazısı, hikaye okumaya başladım. İyi de oldu. Arada Türkiye’de ve Kürdistan’da yapılacak yerel seçimlerin twitterda, burada...

Havuz medyası kimi parlatmış daha çok ?

Yalçın Akdoğan, "Selahattin Demirtaş'ın 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor. Öcalan'ın süreci diğerlerinden daha doğru okuduğunu düşünüyorum" 7 Haziran 2014 Cumartesi “Artık sayın Öcalan demek suç olmaktan çıktı. PKK'nın kendine ait bayrağını elinde taşımak, Öcalan posterini elinde taşımak suç olmaktan çıktı.” Hürriyet, Bülent Arınç, 2013, AKP milletvekili “Beğenin ya da beğenmeyin, Öcalan Kürtlerin lideri. Bir mekanizma oluşturduk. MİT Öcalan’la görüşüyor. Biz BDP’lilerle görüşüyoruz, onlar da Kandil’le görüşüyor” 15 Ocak 2014, Beşir Atalay “N evruz sürecindeki tutumu, Gezi süreci ve hükümete karşı şimdiki darbe girişimine karşı almış olduğu tutumu çok anlamlı ve değerli buluyorum. Öcalan’ın aslında durduğu yer, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayan bir yer. Öcalan’ın gösterdiği bu istikamete yönelik bir siyasetin henüz yürütülemediği kanaatindeyim. “ 31 Ocak 2014 Mehmet Metiner, akp milletvekili, Yenişafak yazarı “ PKK terörist bir hareket değildir...

Döneklik - Realizm arasında bugünü anlamak

Resim
Her ne denli diktatörlükten bir hükümet biçimi olarak söz ediyorsak da, bir sınıf diktatörlüğünden söz edemeyiz. Çünkü bir sınıf, daha önce belirttiğimiz gibi, ancak egemen olabilir, ama hükümet edemez"... "Örgütler" ya da "partiler" hükümet ederler.“ Karl Kautsky, Proleterya Diktatörlüğü.. . Bundan öncesi de var, Kautsky, Marksizmi, sosyalist öğretiyi Karl Marks’tan daha çok bilen olarak bilinir. Sol öğretinin “aşkın adamı” sayılır. Kimisi ona sosyalist öğretinin Papa’sı der, kimisi tarihin görüp göreceği en entelektüel adam, zira Lenin’e göre de oldukça usta bir entelektüel ama aynı zamanda kurnaz bir köpek yavrusu, dönek bir eski sosyalist, burjuva liberallerin kucağına düşmüş iflah olmaz bir revizyonist, kitleleri demokrasi ve barışçıl yol ile de sosyalizme ulaşılabileceğini inandırmaya çalışan “arı bir lafazan”... Lenin’i bu kadar sinirlendiren şey yukarıda alıntıladığım paragraf değil elbette sadece, Lenin’i asıl iki konuda çileden çıkarıyor, ilgin...

Tartışma mı düşmanına benzeşmek mi

Terry Eaglaton’nun “Azizler ve Alimler” romanını okuyanlarınız hatırlar mı bilmem, ben ilk denk geldiğimde bir şema vardı, İRA komutanı James Connolly kurgu gereği o malum Paskalya ayaklanmasından yaralı kurtulup bir profesörün evine bir subayı ile sığınırlar. Evde filozof Wittgenstein ve Rus eleştirmen Nikolay Bahtin vardır. Bunlar Connolly ilk karşılaşmalarında ayaklanmadan habersizdirler. Dublin’deki ateş ya Galway’a henüz ulaşmamıştır ya da eserin yazarı, ileride bu ateşli İrlandalı devrimci Marksiste, tartışmalarda avantaj sağlamak için Wittgenstein ve Bahtin’i bir miktar “felsefeye merak sarmış, entelektüel, fok balığı kıvamında şişman, duyarsız, güncelden habersiz “ karakter olarak kurgulamıştır. İkinci ihtimale hak verdim ben. Yoksa yazarın zayıf yönü düye aklımdan geçirmiştim. Konu şu; Connolly yaralı olunca diğer ikisi şaşkın ve ilk akıllarına gelen banka soyguncusu olma ihtimali... Gerçi sonradan tarihe geçecek bu ateşli devrimcinin huzurunda bulundukları için kendilerini bi...

Aşktan Aydınlanmaya; bir başka açıdan aşk

18 Nisan 2015 Bugün heyecanla, gözyaşıyla, kimi zaman keyifle okuduğumuz birçok roman, yazıldığı dönemin siyasi ve içtimai hayatına dair önemli ipuçları verir. Bazen eskiden okuduğum kitapları tekrar okuma arzusu doğuyor içime. Birine göz gezdirirken bir yolunu bulup başka birine ulaşıyorum. Kitaplar, yazarlar arası bu yolculuk beni çoğu zaman hayretler içersinde bırakıyor. Sadece bir eseri ilginç, fevkalade bulup bulmamamla ilgili değil bu. Kurmaca metinlerin beslendikleri çalkantılı yaşantılar aslında bir dönemin alt üst oluşuna da tanık. Sosyopolitik bunalımların en yoğun yaşandığı dönemlere ait bazı eserlerden söz ediyorum. Her ne kadar vitrinde aşk, kişisel acılar sergiye cıksa da arka planda bambaşka bir dünyayı biz okurlara sezdiriyorlar. Özellikle iç dinamikleriyle uluslaşan imparatorluk ve beylik uluslarının yazarlarının ortaya çıkardığı kurmaca eserlere, etkilere hayranlık duyup büyülenmemek namümkün. Şatafatına, görkemine, yayılma alanlarına, tanrısına, kralına, meleğine...

Ver Allahım ver biraz daha önyargı ver

Geçen Ağustos ayından beri sürekli geziler yapıyorum. Kah İsviçre’nin güneyine, kah orta kantonlarına kah kuzeyde bana yakın bölgelerine. Birçok insanla tanışma, tartışma, sohbet etme imkanım oldu. Övünmek gibi olmasın ama genelde bu iletişim hallerinde Almancam akıcı oluyor, belki bozuk ama akıcı. Anlaşabiliyorum. Bu gezilerimin öğretici bir yanı da var bu açıdan. Birçok yönüyle bu gezileri anlatabilirim, hatta bir roman bile kurguluyorum, seyahat etme hakkını merkeze alacak bir kurgu düşünüyorum. Bu yazının konusu bu değil elbette. Biraz negatif bir yönüyle ilgili konu. Önyargılar... Olayı klasik açıdan da dramatize etmeyeceğim, “İsviçrelilerin kırsalda yaşayanları bir miktar milliyetçi, bir sürü önyargıları var” dersem çok kolay ulaştığım bir genelleme olacak. Oysa İsviçre’ye ayak basar basmaz çeşitli milliyetlerden birçok insanda sezdim, güçlü sezdim. Mesela Ortadoğulu birine işiniz düşerse, herhangi bir konuda bir yardıma ihtiyacınız olursa ya da sadece sıkıldınız bir sohbete m...

Seçim mi Anarşist Replikler mi

Yerel seçimler yaklaştıkça bir meraktır aldı herkesi. Türkiye’de/ Kürdistan’da yaşayanlar haliyle daha fazla heyecanlanıyorlar. Neredeyse tanık olduğum her seçimde “Bu seçimler tarihsel önemdedir.” kalıbı da bir kez daha tekrar tekrar piyasaya sürüldü. HDP için tarihselliği kayyumlara karşı siyasal mevziyi ifade ediyor. Türk devletinin kayyum operasyonuna tepkiyi örgütleyip yeniden belediyeleri geri alma hedefi HDP’ye gönül verenler açısından tarihsel bir çalışma ve sonuç olacaktır. HDP’ye yaslanan kimi köşe yazarları durumu o derece abarttılar ki Dersim’de kendi siyasal hedeflerine yakın ama başka bir sosyalist grubun adayı olarak yarışacak adayın isminden bile “devletin Kürt’ler ve Dersim üzerine oynadığı oyunun son ‘Fatih’i” teorisi üretip Özgür Politika gazetesinde yayınladılar. Bu yazı birkaç defa devam etti, ben okuduğumda gerçekten beyin felcine uğradığımı hissettim. Tüm tarihselliği gariban, sosyalist kimlikli bir sağlık memurunun adı üzerinden okuyup linç ederek izah etti...

Statüko mu açıklık mı/ sosyal mesaj yazısı

Çehov’un bazı öykülerinde denk gelmişizdir, yirmili yaşlarda genç, güzel kızları anaları el bebek gül bebek korur, onların meteliksiz ama aşık erkeklere gitmelerine engel olmak için sürüyle entrika yaparlar. Annelerinin hayallerinde öncelikle birinci sınıf memurlar vardır, askerse varlıklı bir albay olabilir, değilse çiftlik sahibi ya da çiftlik sahibinin oğlu, iş bitirici bir tüccar, ünlü bir doktor vs ... binlerce genç güzel kız bu olanaklı insanlar için yarıştığından çıta ileriki yaşlarda, öğretmen, rahip, esnafa kadar düşer, daha ileriki yaşlarda Rus olsun ne olursa olsuna, sonra da gününü gün eden işsiz güçsüz serseri erkeğe kadar... Derken mutsuz bir orta yaşa girilmiş olur. Böyle anlatınca da Turgenyev’in Prenses Znadia’sı aklıma düştü. Ama onda şatafatlı, şaşalı hayattan taşraya düşen bir eğri vardı. Biraz farklı bir hikaye, tamamını hatırlamıyorum da... Ne çok şey biliyorum, şeysi ile bunları yazmadım, kızlarının geleceği için dünyanın sığmadığı mutlulukları arayan annelerin s...

En İyisi LeBron yazısı

2016 finalleri sonunda M. Jordan’a Golden State’in 73-9luk normal sezon galibiyet rekoru sorulduğunda Jordan: “ Biz 95-96’da 72-10 yaptığımızda o yıl aynı zamanda şampiyon olmuştuk.” diye yanıtlıyor. Jordan bir şeyi unutmuştu; “ Tarihin en iyi takımını başka bir iyi yenip şampiyon olacaktı.” Jordan - LeBron tartışmalarında bence hemen herkesin kaçırdığı nokta bu. Aslında Jordan, tarihin en iyisini bir açıdan da deşifre etmiş oldu. Bir yığın teknik / istatistik bilgi verip bu tartışmayı çürüğe çıkarmak istemiyorum. Biz NBA severler, son 8 yılın finalistini seyrederken “en iyisi LeBron’u izlemenin de hazzına vardık kanımca. Zira LeBron’nun her yıl ki Playoff /final hikayesine çok acayip performanslar damga vuruyordu. Bu, beklenen bir şeydi, sadece 2010 yılında Miami’ye gidişi beklenmiyordu. Birçok tartışmanın gölgesindeki bu gidiş yıllar sonra çok özel ailevi ve takım içi sorunlardan kaynaklandığı ile ilgili bilgiler paylaşıldığında açıklık kazandı. Jordan fanlarının iddia ettiği gibi b...

Sözde komünist adayı suda boğalım

Beldiye seçimlerinde adaylar netleştikçe twtrda ve benzeri platformlarda özellikle Dersim belediye başkanlığına smf’den adaya karşı çok çirkin bir dil ile linç yürüten bir cenah var, içinde köşe yazarları var, barışçıl aktivistler var, sıradan seçmenler var. Karşılaştığım durum epey ürkütücü. Çoğu ne yaptığının farkında değil. Neye nasıl karşı olduğunun da farkında değil, ezber birkaç kara propaganda argümanı dışında elle tutulur eleştiri de yok. Bir defa dost bir platformdan aday olmuş birine karşı bilinçsizce yapılan birkaç delinin uydurduğu kalıpların peşine takılan bir yığın var, az da değil sayı. Küfürbaz, hakaretçi, saldırgan, önyargılı, bilgisiz... Hdp dersim adayının adı, faaliyetleri, amaçları, vaadleri sorulsa muhtemelen bu kinci yığından büyük çoğunluk afallayıp kalacaktır, zira siyaset Ortadoğu’da böyle yürüyor, kendi temsil ve temsilcilerinin planları, hedefleri değil; rakibin olası açıkları, kara propagandaya malzeme olacak açıkları çok önem arzediyor. Nohut, f...

Türk savaş romantizmi ve askeri analiz fukarası: Metin Gürcan

Savaşlarda Türk romantizmi geleneksel olarak iki türlü ceryan ediyor anladığım kadarıyla: Birincisi bir miktar başarı sağladıklarında, duygu patlamasını zirveye ulaştıran gaddarlık düzeyinde gasp, talan, yıkım, vahşet sergileme; bunların edebiyatını yapmak, folklorik öğelerini oluşturma, marşlar besteleme, mefkûre uydurmak… İkincisi biraz daha insani ama kaybetme durumunda gerçekleşiyor: Savaşlar boyunca düşmana yaşattıkları tüm acıları bir kenara bırakan, savaş süresince gasp, talan, tecavüz, kafa kesme, kesik kulaklardan koleksiyon yapma gibi eylemleri olmamış varsayarak üstüne Tuna marşı, Çanakkale ağıdı, Yemen türküsü, daha nice aktiviteyle her şeye sünger çekerek hiçleştirme… Hemen hemen iki davranış biçimi de şu 15 günlük Afrin işgal girişiminde ortaya çıktı. Sınır boylarına yığdıkları teknik ve insan gücüyle, susturdukları hatta zorla konuşturdukları yüzlerce yayıncı, gazeteci, oluşturdukları binlerce troll sürüsüyle, sesi gür çıkan siyasetçi, mafya, hacamatçı, muhbi...

Kerkük’te takviye zabıtalar yenildi

Türk hükümeti ile PKK arasında gelişen barış sürecinden en çok rahatsız olan çevrelerin başından biri de KDP holiganları idi. KDP’nin kurumsal olarak bu süreçten rahatsızlığının düzeyi nedir, bilmiyorum ama birçok taraftarı PKK’yi Kürt milliyetçisi olmamakla falan suçluyordu. O tartışmaların yaşandığı döneme dair kendimce “ 3-5 yılda büyük savaşlar ve yıkımlarla kazanılacak Kürdistan’dansa otuz kırk yılda barışçıl yollarla kazanılacak Özgür Kürdistan’ı tercih etmek lazım” fikrindeydim. Kendimi de milliyetçi Kürt olarak tanımlıyordum. Olup bitenler biliniyor, Türk hükümeti, PKK’nin artarak devam eden siyasal etkisinden rahatsız olmuş, Rojava’da gelişen federatif çözümcü yaklaşımı kırmızı çizgisi haline getirmişti. Bu, TC’nin komşularını istikrarsızlaştırma yoluyla yayılmacı dış askeri stratejisinin bir sonucuydu. Bu stratejinin en önemli ayaklarından biri de KDP ve onun paravan kuruluşlarıydı. Öyle ki ENKS denen Suriye Kürt örgütünün yönetim kadrolarının belirlenmesinde bile TC ...

Referandum ve milli travmamız

Güney Kürdistan referandumu öncesi ve sonrası Kürtlerin meşru ulusal ve sosyal hak taleplerine karşı her kesimden türlü karşı çıkışlar var. Bütün bu tepkilerden haberdar olan, iletişim teknolojisiyle içli dışlı Kürt de elbette bunlara anlam veremiyor, anlayamıyor, şaşkına uğruyor. İşin içinden çıkamayınca aynı Kürt “Dalağınızı sikiyim sizin, bir bize mi haram bu devlet mevlet işleri”diye öfkeleniyor. Haklı da. Sosyalistler var mesela kimi sosyalistler ABD, emperyalizm, bla bla söylemleriyle en çirkin olanları… islamcılar kadar çirkinler bu argümanla. Çok bilmiş gibi davranmaları yok mu, dalak olayı az gelir. İslamcılar var, onların da derdi Ortadoğu’nun orta yerinde seküler, modern yasalarla idare edilecek, muhtemel demokratik sistem. Tıka basa yedikleri halde akıtılmadık islam dışı topluluk, birey, sosyal siyasal tip kanı bırakmayan islamcılar. Modern dünyanın uru, aslında eski dünyanın da uruydu, ama onunla yarışırcasına bir dönem Hristiyan gericilik bir de kapitalist modernizmin en...

Kürt Pac-Man İlerliyor Baas kuduryor

23 Eylül 2014, işid’in Kobani’ye büyük çaplı saldırısının sürdüğü günler. Tüm Kürtler, Kürdistan'da, Türkiye'de, Avrupa'da, dünyanın başka ülkelerinde işid’in Türkiye ile anlaşmalı şekilde başlattığı Kobani’yi işgal etme saldırılarını kırmak için uluslararası yardım talebinde bulunmak maksadıyla ayakta. Avrupa'nın birçok kentinde hava alanları, tren istasyonları, yollar Kürtler ve dostları tarafından düzenlenen protesto eylemlerine sahne oluyor. BDP’li vekiller Cenvere’de açlık grevine başlıyor. Kobani’nin barbarlık tarafından işgaline karşı dünyadan destek isteniyor. Başını ABD’nin çektiği birçok güçlü devlet, henüz tehlikenin farkına varmış ki 23 Eylül sabahı İşid ve diğer cihatçı radikallere karşı onlarca hava saldırısı düzenliyor, üstelik F22 uçakları ve Basra'dan atılan füzelerle. Hala İşid’in Kobani işgaline karşı bir harekat yok, ama Suriye BAAS rejiminin tehlike altında olduğu bölgelere güçlü bir hava saldırısı dalgası başlatılıyor. O dönem de twtit...

Flood ve aşk

Yemyeşil bir alanın tam tepesine kurulmuş fakültenin girişinde her sabah simit ve çay alır, birkaç solcu genci etrafıma toplar, hararetli hararetli tartışırdım. Hep iyi dinleyicimdir, iyi anlatıcılığımı da eklersek girişte etrafıma gençlerin neden toplandığı da anlaşılır. Bu tepeden bakınca Atakent’e yapılan yüksek binalar henüz ereksiyon durumuna gelmemiş sik gibi göründükleri hissine kapılıyorsunuz. Yana kaykılmış, adeta göğe asılmış gibi duran diğerlerinden çok daha yüksek bir binanın silüeti, daha aşağısında Verockaların evine kıvrımlar şeklinde uzanan bir yol… Koca bir kenti o aralar öyle tanımlıyordum, bana göre Samsun diye bir şehir yoktu, Veroçka’nın yaşadığı bir yer vardı, onun evine giden yollar, onun soluduğu hava, onun her akşam kıyısında gezdiği deniz... Bir zaman sonra bu algım o derece ütopik oldu ki şehrin tüm evleri koca koca mezar taşlarına dönecek sadece Veroçka’nın yaşadığı evin bahçesinde güller açacak, ağaçlar, otlar yeşerecekti. Mesela Veroçka vişne seviyor diy...

Bir kitaptan alıntı

Wittgenstein, “Devrimler iki türlüdür. Bir, herşeyi olduğu gibi bırakanlar; bir de, durumu iyice kötüleştirenler,” dedi ve “Sizinki hangi türe giriyor?” diye sordu. “Umarım, başarılı bir tür olur. Sizin ortaya çıkmanızı sağlayan gibi demek istiyorum.” Wittgenstein anlamayan gözlerle boş boş bakıyordu. “Yani, burjuva devrimi gibi.” “Siz ona mı başarılı diyorsunuz?” “Elbette. O kadar başarılı ki hepimiz neredeyse böyle bir şey olduğunu bile unuttuk.” “Bu ülkede devrim yapmanın gerçekçi bir hedef olduğuna inanıyor musunuz?” “Ben bir devrimciyim, çünkü gerçekçiyim. Parlamenter demokrasinin ya da bir-iki çuval daha fazla buğdayın dünyaya adalet getireceği fantezisini asla yutmadım. Bu ülkede yaygın olan şey sükûnet değil, kriz.” Wittgenstein, “Devrimci liderler krizden dem vururlarken, sıradan insanlar için herşey aynen sürüp gidiyor,” dedi. Connolly, “Kriz de, herşeyin aynen sürüp gitmesi demektir zaten,” karşılığnı verdi. Wittgenstein, “Boş laf,” dedi, “insanlar hayatlarının o basit apa...

Genf yolunda maymun yazar

Eğer birini öldürmek istersen ona bir silah verirsin, böylece öldürdükten sonra vicdanını sorgulamazsın.” Cenevre’ye tren hareket eder etmez “Savaşmak nasıl bir duygu?”soruma bu yanıtı vermişti. Yazarımız hasta olduğu için bu bölümde onsuz devam edeceğim.. Bu yolculuğu oysa sabırsızlıkla bekliyordu. Her ayrıntısına tanık olmak istiyordu. Tanrı yazarımıza göre Basel havası insanı vurunca yumruk yemişten beter ediyordu. Basit bir baş ağrısından sonra böyle sızlanmıştı ve günlerdir kendisiyle görüşmüyordum. Bendeniz ise Paris’te Yılbaşı tatilini geçirmenin daha iyi bir seçenek olduğuna inandım. Aslında Kawa’nın bu kararı almamda etkisi büyüktü. İstanbul’a gitmemem için birçok neden sıraladı. Otellerin, barların fiyatlardaki sahtekarlığından, Beyoğlu sokaklarının birinden çantanızı kaptırmaktan, rastgele bir merminin gelip sizi bulmasından, Taksim metrosundan başlayarak metrobüslerde devam eden sıradan tacizlere kadar onlarca olumsuzluk... Gerçeği söylemem gerekirse bunlara aldırış ettiğim...